Sağlık sektörü, doğası gereği yüksek düzeyde düzenlemelere ve mevzuata tabi bir alan. Türkiye’de özellikle son yıllarda artan dijitalleşme, uluslararası hasta trafiği, kalite beklentileri ve hasta haklarına verilen önem doğrultusunda sağlık mevzuatında önemli değişiklikler yapıldı. 2025 itibariyle yürürlüğe giren yeni düzenlemeler, sağlık kuruluşlarının operasyonel, hukuki ve yönetsel süreçlerinde ciddi güncellemeler yapmasını zorunlu kılıyor.
Yeni mevzuatla birlikte özellikle hasta güvenliği, kişisel verilerin korunması (KVKK), dijital arşivleme ve hizmet standardizasyonu gibi başlıklarda sıkı kurallar getirilmiş durumda. Örneğin; elektronik ortamda hasta kayıtlarının tutulması artık sadece bir tercih değil, yasal bir zorunluluk. Ayrıca tedavi sürecine ilişkin bilgilendirme, onam formları ve şeffaf fiyatlandırma gibi unsurlar da denetimlerin ana odak noktası haline gelmiş durumda.
Bu değişikliklerin en önemli amaçlarından biri, hem yerli hem de yabancı hastalar için daha güvenli ve şeffaf bir hizmet ortamı oluşturmak. Aynı zamanda özel sağlık kuruluşlarının “sadece hizmet sunan” değil, aynı zamanda “sorumluluk alan” yapılar haline gelmesi hedefleniyor. Bu noktada kurumların mevzuata uyum süreçlerini planlı bir şekilde yürütmeleri, sadece idari cezalardan kaçınmak için değil, itibarlarını korumak ve uluslararası rekabette öne çıkmak için de hayati önem taşıyor.
Yeni dönemde sadece büyük ölçekli hastaneler değil, özel muayenehaneler, diş klinikleri ve tıp merkezleri gibi küçük ölçekli sağlık işletmeleri de aynı mevzuat çerçevesine dahil ediliyor. Bu da tüm sektör için bir paradigma değişikliği anlamına geliyor. Kurumlar, danışmanlık hizmetleriyle mevzuatlara tam uyum sağlayarak hem hasta güvenliğini artırabilir hem de olası hukuki riskleri minimize edebilir.
Unutulmamalı ki, sağlıkta değişen mevzuat sadece bir yükümlülük değil, aynı zamanda hizmet kalitesini ve marka değerini yükseltme fırsatıdır. Kurumlar bu sürece ne kadar hazırlıklı girerse, yeni dönemin kazananı olma şansı o kadar artacaktır.

Add comment